Genç İstikbâl Dergisi Yazıları

Bu bölümde 2024 yılı şubat ayından itibaren Genç İstikbâl Dergisinde yayımlanmış yazılarımız yer almaktadır.

Gündem diye bir put var, şeklinde gireyim yazıya sırf çarpıcı bir giriş olsun diye. Sonra azıcık yumuşatayım, tamam put değilse bile hayatımızı işgâl eden bir şey diyelim. Çünkü birçok insan gündemle fazlasıyla meşgul. Gündem onun düşüncelerini, sözlerini tam anlamıyla esir almış, gündemin dışına çıkmıyor, çıkamıyor. Üstelik kendini muhalif diye...

Kitabınız var mı? Kitaplığınızda demiyorum veya kutsal kitabınızı da sormadım. Kendi yazdığınız kitabı kastediyorum. Yıllardır orada burada yazıyorum ve henüz basılı veya dijital ortamda bir kitabım yok, diye üzülüyordum. Az önce bir ayet okudum ve yazmakta olduğum bir kitabım olduğu kafama dank etti: Kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki...

Bir futbol maçının 5. dakikasında takımınız 5-0 geriye düşse ne hissederdiniz? Çoğu insan moral olarak çöker, umutsuzluğa düşer. Çok az insan ise "Daha 85 dakikamız var." diyerek umudu elden bırakmaz. Aslına bakarsanız iki tavır da galip gelmeyi, yenilmemeyi önceleyen bir anlayışa sahiptir. Müslümanca olan tavır ise skordan bağımsız olarak üzerine...

Yani o kadar da ileri gitmeye gerek yok. Hepimiz toprak olacağız ama meslek seçimi önemli. Çünkü dünya hayatının yapısı gereği insanın en azından beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir mesleğinin olması gerekiyor. Buna özetle geçimini sağlamak deniyor. Mehmet Âkif Ersoy'un şu dizeleri zaman zaman zihnimde yankılanır:

- Abi bizim hayatımız olmuş isyan, senin dediğin lafa bak! Daha bu sabah anneme bağırıp kapıyı çarpıp çıktım. İsyansız günümüz yok. Hamdolsun(!)

Evet, normalde Ocak ve Şubat'ın ardından Mart gelmesi gerekirken neden Ramazan? Bir anda neden kanal değişiyor? 11 ayımızı Milâdi takvime göre yaşarken neden birdenbire Hicrî takvime geçiş yapıyoruz. Tamam birdenbire değil artık. Eskiye nazaran bu geçiş Recep ve Şaban aylarıyla birlikte daha yumuşak oluyor ama olsun.

Gerçi mega filozof Tarkan "Başkası olma, kendin ol. Böyle çok daha güzelsin." demiş ama insan "olmak" yolculuğunda kendine bir örnek arıyor illâ ki. Çünkü insan taklit ederek öğrenir. Ancak eninde sonunda olacağı şey yine kendisidir. Bu konuda İbrahim Tenekeci şöyle diyor: Birini örnek alıp da yola çıkanlar, yolun sonunda kendilerini...

Bir an toparlanıp yerinizden fırlayacaktınız değil mi kavga var diye. Öyle ya: Koşun beyler diye başlayan bir cümlenin sonunda genellikle olay vardır. Sonra "Kavga yoksa niye çağırıyorsun kardeşim!" dediniz sanki. (Ama "kardeşim" kelimesini kullandınız, şifre var!)

Evet, yaz deyince akla Kur'an kursları gelir. Doğudan, batıya, güneyden kuzeye ülkenin her yerinde okullar kapanır kapanmaz ilk fırsatta yaz Kur'an kursları açılır. Çocuklar ellerinde Elif-Ba kitapları veya Kur'an-ı Kerim'le bu kursların, camilerin yolunu tutarlar. Camiler bu sayede yaz gelince çocuk açar.

Empatik biriyim. Karşı tarafın ne düşündüğünü, ne hissettiğini merak eder, tahmin etmeye çalışır, hâlet-i ruhiyesini yaşarım elimde olmadan. Velev ki karşı taraf bir keçi olsun.
Hoaydaaa keçi de nereden çıktı diyebilirsiniz. (İzin veriyorum.) Keçi derken inatçı bir karakteri değil bildiğiniz keçiyi kastediyorum. Hani şu, yavrusuna oğlak, erkeğine...

Fethi biliyorsunuz: Müslümanların ülke veya şehirleri i'lâ-yi kelimetullah amacıyla İslâmiyet'e açmaları, İslâm devleti idaresine almaları. Dünyayı ele geçirmek ise daha bencil bir düşünceyi ifade ediyor. Yani fetih "Allah'ın dünyasında Allah'ın dediği olsun, hakimiyet kayıtsız şartsız Allah'ındır." iddiasını güderken, dünyayı ele geçirmek...

Yokmuşuz, çünkü artık çokmuşuz. Hâlbuki daha düne kadar bir avuçtuk biz göklere sığmayan, bir buçuk milyar olduk birbirini duymayan. (Ezbere konuşmayayım, güncel nüfusa bakayım dedim: 2 milyar olmuşuz iyi mi? İyi mi derken bu iyi bi şey mi, emin olamadığım için soruyorum.)
Doğrudan azlığa övgü yapacak değilim ama eskiden konsantreydik be!...