Hesap lütfen!

Kitabınız var mı? Kitaplığınızda demiyorum veya kutsal kitabınızı da sormadım. Kendi yazdığınız kitabı kastediyorum. Yıllardır orada burada yazıyorum ve henüz basılı veya dijital ortamda bir kitabım yok, diye üzülüyordum. Az önce bir ayet okudum ve yazmakta olduğum bir kitabım olduğu kafama dank etti: Kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki "Alın kitabımı okuyun; Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten bekliyordum." (Hakkâ Suresi 19, 20)

Yaşadıklarımızın kayıt ediliyor olması ve bunu bilmek insanı etkiliyor, etkilemeli. Aman kayıt edilsin canım, ne var bunda denecek bir mevzu değil. Zira önceki ayettekinin aksine kitabın şöyle gelme durumu da var: Kitabı sol tarafından verilene gelince o, "Keşke" der, "Bana kitabım verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim! Keşke ölümüm her şeyi bitirseydi. (Hakkâ Suresi 25-27)

Gerçi bazı insanlar daha dünyadayken böyle diyor: "Ölümden sonrası yok, ölüm mutlak bir son!" Aslında böyle dediğine bakmayın, bunu sadece temenni ediyor. Bir nevi: Ay olabilir mi böyle bir şey, lütfen olsun çünkü!" diyor. Neden? Yaşadığı hayatın hesabını vermek istemiyor da ondan. Kafeye oturup iki kahve içse hesap ödeyen haspam, bu hayatı yan masadan birinin ısmarladığını sanıyor herhalde.

Ahirete inanmayan, yaşadığı hayatın, yapıp ettiklerinin hesabını vereceğini düşünmeyen insan önünde sonunda zalimleşir, israil olur. Evet, israil'in bunca zulmü pervasızca işlemesinin arka planında hiç kimsenin ona hesap sormaması yatıyor.

Hoca "Buradan soru gelecek!" deyince daha bi dikkat kesiliyor öğrenci. Aynen onun gibi dikkatli yaşamak gerekiyor çünkü bu hayattan kesinlikle sorulacak. Dikkat, beraberinde rikkati yani inceliği getirir. Hesaba çekileceğini bilen insan davranışlarına çekidüzen verir, daha ince düşünür. Bırakın birileri "Dünya hassas kalpler için cehennemdir." deyiversin en kötü senaryo dünyanın değil ahiretin cehennem olması.

Allah'a hesap vereceğini bilen bir insan hep onu razı etmeye çalışır, onun rızasını kaybetmekten korkar. Esasında Allah korkusu tam da budur. İnsan korktuğu şeyden uzaklaşır ama Allah korkusu, Allah'a yaklaştırır. Allah'ı eksik veya yanlış tanımak, dünyada bize ayrılan süreye aldanmak, Allah nasılsa affeder demek, kendimizi cennete lâyık görmek gibi sebeplerden dolayı Allah'tan lâyıkıyla korkmuyoruz. Allah'tan hakkıyla korkup korkmadığımızı merak ediyorsak kendimize şu soruları sormamız gerekir: Sadece Allah'tan mı korkuyorum yoksa korktuğum başka kişiler, kurumlar, odaklar var mı? Sadece Allah'ı mı hoşnut etmeye çalışıyorum yoksa zaman zaman Allah'ın hoşuna gitmese de başkalarına yaranmaya çalıştığım oluyor mu? Her zaman Allah'ın içime yerleştirdiği kılavuz olan vicdanımla mı hareket ediyorum yoksa bazı zamanlar vicdanımı bir kenara mı bırakıyorum? Kimse görmediğinde de Allah'ın sınırlarını koruyor muyum, yoksa Allah'ın beni hep gördüğünden gafil kaldığım zamanlar oluyor mu?

"Only Allah can judge me!" evet, bizi Allah yargılayacak lâkin Allah'ın hesabından önce kendimizi ara ara hesaba çekmeliyiz. Temel ve Cemal uçaktan paraşütle atlamışlar. Temel'in paraşütü açılmayınca Cemal'e bağırmış. Cemal, "Daha yere çok var." demiş. Yere yaklaştıklarında Temel yine bağırmış. Bu sefer de Cemal "Geldik zaten." demiş. Hesap günü de böyle. Son sürat hesap gününe doğru gidiyoruz. Daha çok var denilen ne vardıysa hepsi oldu bitti. Ne yapacaksak sonra değil, şimdi yapmamız gerekiyor. İşte bu yüzden hesap lütfen!

Not: Genç İstikbâl Dergisinin Kasım 2025 tarihli 290. sayısında yayımlanmıştır.

Share