Roma'nın fethinin önündeki küçük engeller

En küçük (!) engel: Roma'ya ancak turist olarak gidebileceğini düşünmek, orayı fethedebileceğini aklına bile getirememek, böyle bir derdi bile olmamaktır. Diğer küçük engellere gelince, o konu biraz karışık...

Herkes mutlaka bi şekilde duymuş veya okumuştur ama 1453. tekrar bile olsa yeniden okuyalım:

"Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul'u fethetmeden önce bir sabah tebdîl-i kıyafet ederek, Edirne'de çarşıya çıktı. Alışveriş yapmaya başlayan Fatih, birinci dükkândan bir şeyler istedi. Dükkân sahibi ilk istediğini verdi ancak ikincisini vermedi. Fatih Sultan Mehmet, istediği şeyi elinde olmasına rağmen vermeyen dükkân sahibine, neden vermediğini sordu. Adam 'Ben sana sattığımla sabah siftahımı yapmış oldum, diğer istediğini de karşıdaki dükkândan al. O henüz siftah etmedi.' diye cevap verdi.

Duyduklarından memnun olan Fatih, diğer dükkâna gitti, biraz mal aldı. İkincisini istediğinde o da önceki dükkân sahibi gibi vermeyip henüz siftah yapmamış olan komşusuna gönderdi. Fatih bu şekilde bütün çarşıyı dolaştı. Hepsinde aynı şeyle karşılaştı. Sonunda aldığı erzakları öğrencilere gönderip sarayına gitti ve Allah'a şükür secdesine kapandı. Allah'a 'Ya Rabbi sana hamdolsun. Bana böyle birbirini düşünen millet ihsân ettin. Ben bu milletimle değil Bizans'ı, dünyayı bile fethederim.' dedi ve İstanbul'un fetih planlarını hazırlamaya başladı."Fatih Sultan Mehmet'in övünç vesilesi yaptığı, ona İstanbul'un fethi için cesaret veren şey: Birbirini düşünen diğerkâm millet. Rahmetli Necmettin Erbakan hocamızın "Bizim davamızda kimse kendi için yaşamaz, herkes kardeşi için yaşar. Menfaati öldürmenin en kolay yolu budur." diye işaret ettiği ahlâk işte bu.

Roma'nın fethi için gerekli asker, silah ve maddî güç elimizde olsa dahi dönüp kendi ahvâlimize bir bakalım. Ahlâk olarak biz bu altyapıya sahip miyiz? Ahlâk olarak biz bu fethe lâyık mıyız?Bu açıdan düşünerek şimdi Roma'yı fethetmemizin önündeki küçük engelleri görmek için kendimize şu soruları soralım:

  • Devletin verdiği teşvikleri, destekleri almak için en küçük fırsatları değerlendirip sinekten yağ çıkarıyor muyuz, bu teşvikler için minik sahtekârlıklar yapıyor muyuz yoksa bu kamu malıdır, bunda tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır diyerek uzak durup, hakkımızı alacaksak da kılı kırk mı yarıyoruz?

  • Küçük bir indirim için açılışlarda izdiham oluşturup birbirimizi mi eziyoruz yoksa ihtiyacı olan gitsin alsın deyip buralardan uzak mı duruyoruz?

  • Maddî açıdan dara düşen insanlar bankalardan medet umarak faiz belâsına mı düçar oluyor yoksa eş-dost olarak onlar için elimizden gelen desteği vermeye mi çalışıyoruz?

  • Devlet asgari ücret diye bir şey belirlemiş deyip vicdanımızın asgarisini kullanarak çalışanımızı asgarî hayat şartlarına mı mahkûm ediyoruz yoksa imkânlar ölçüsünde bu ücretin üzerine çıkmaya mı çalışıyoruz?

  • Kırmızı ışıkta bir saniye geç kalkış yapan öndeki aracın sürücüsünü korna ile darlıyor muyuz yoksa belki acemidir belki araç hızlı kalkış yapamıyordur deyip hoş mu görüyoruz?

  • Elimizdeki ürün kıymete bindiğinde bunu fahiş kâr fırsatı olarak mı görüyoruz yoksa insanların ihtiyacına katkıda bulunma fırsatı olarak görüp insafla mı hareket ediyoruz?

  • Ne olursa olsun kendi çocuğumuzun sınıf birincisi olmasını mı istiyoruz yoksa başkasının çocuğunun birinci olmasını olgunlukla mı karşılıyoruz?

  • Kavşakta yol hakkı bizim değilken bıçkın şoförlüğümüzü konuşturup yola mı atlıyoruz yoksa hak, haktır deyip yolu sahibine mi veyoruz?

  • Herhangi bir kamu kurumundan hizmet alırken kişisel bazı tanışıklıklarımızı vesile edip ayrıcalık elde etmeye mi çalışıyoruz yoksa herkesle eşit olmayı kabul mü ediyoruz?

Bu soru örnekleri çoğaltılabilir ama hepsi tek bir soruya da dönüştürülebilir: Birbirimize güvenebilir miyiz, biz emin bir insan mıyız? Hadis-i Şerif'teki Müslüman tanımından hareketle biz: Diğer insanların elinden ve dilinden emin olduğu bir kimse miyiz? Cevabımız evetse Roma'yı fethedebileceğimizden de emin olabiliriz. Hayırsa İstanbul'un elimizden çıkması konusunda endişelensek iyi olur.

Not: Genç İstikbâl Dergisinin Mayıs 2026 tarihli 296. sayısında yayımlanmıştır. 

Share